HAYATI

ÜLKÜCÜ ŞEHİT HÜSEYİN BAKIŞLI HAYATI
Şehit ağabeyi Mesut Bakışlı’nın tanımlaması ile Ülkücü şehidimizin hayatı..

Ülkücü Şehidimiz Hüseyin Bakışlı
Şehit Olduğu Tarih : 3 Ağustos 1978
Şehit Edildiği Yer : Antalya

Rahmetli şehidimiz 1925 doğumlu nesebi Kırım Türkleri yani Tatarlarından ismi Tevfik olan babadan ve 1930 Bursa İnegöl Baba Sultan Köyü doğumlu Kadriye isimli anneden 6 Mart 1955 te Antalya’da dünyaya gelmiştir. Kendisinden 2 yaş büyük Mesut isminde bir ağabeyi ve yine kendisinden 4 yaş küçük Fevziye isminde bir kız kardeşi vardır. Babasının asıl memleketi Bursa olup 1950 yılında İlk defa Antalyaya gelmiştir. O yıllarda Antalya’da Kaportacı olmadığı için Antalya’nın ileri gelenleri tarafından getirilmiş ve Antalyaya yerleşmiştir. İlk okul eğitimini Antalya Namık Kemal ilk okulunda, Orta okul eğitimini İsmet İnönü ortaokulunda, Lise eğitiminide Antalya Endüstri meslek lisesi elektrik bölümünde okumuş, ve 1973 yılında Meslek lisesini bitirmiş. O yıl bir üniversiteyi kazanma fırsatı bulamamış. İstanbul Yıldız Teknik Elektrik Mühendisliğinde okuyan ağabeyi tarafından 1973 yılı sonbaharında onu İstanbul’a götürüp Beşiktaş2ta üniversite sınavları için bir dershaneye kaydettirmiş, ayrıca yine İstanbul’da İstinye’de Koç gurubuna ait Beldesan işletmesindede bir işe yerleştirmiş hem çalışıp hemde dershaneye giderek üniversiteye girmek için çalışmıştır. Zaten ağabeyide İstanbul Topkapıda bir fabrikada çalışarak ailesinden bir maddi yardım görmeden tahsiline devam etmekteydi. Böylece iki kardeş İstanbul’da gurbette el ele vererek bir yıl geçirdiler. Ve Hüseyin çalışmasının karşılığını elde ederek 1974 yılında Ankara Erkek Yüksek Teknik Öğretmen okulunu kazandı, o sene İstanbul’a bir yerde çok iyi anlaştığı kendisini çok seven ve İstanbul’da çok güzel bir sene geçirdiği ağabeyinede veda ederek Ankara2ya gelmiştir. İşte o 1974 yılı sonbaharında okuluna başlamış ve hiç fire vermeden 1978 yılı Haziran sonuda mezun olmuştu.
Mezun olduğunda ağabeyi Erzurum’da Müh. Asteğmen olarak vatani görevini yapmaktaydı. Her iki kardeşin mesleğide aynıydı birisi Elk Müh. Hüseyin Elk. Teknik öğretmendi. Ve o ara ağabeyine söyle bir mektup yazmıştı. Ağabeycim okulum bitti tayinimi bekliyorum, Komünist olmayan bir yere verirlerse Eylül de göreve başlıyacağım. Şeyet komünist bir yere tayin ederlerse göreve başlamayacağım senin askerliğinin bitmesini bekliyeceğim, beraber çalışır bir iş kurarız diye yazmıştı ağabeyine. Gerçi Allah biliyor ya ağabeyide Erzurum’da teknik bir dairede müh. Asteğmen olarak görevini yapıyordu ve askerlik sonrası için büyük bir işin peşindeydi Erzurum’da inşası devam eden büyük bir askeri fabrikanın tüm elektrik proje ve montaj işlerini almayı düşünüyordu kardeşide okulunu bitirmiş olur iki kardeş çalışırız diye düşünüyordu. Ağabeyi oldukça deneyimli bir mühendis olup kıdemli binbaşı olan birlik komutanı tarafından çokta seviliyordu. Anti parantez bu binbaşı tam bir Ülkücü ve MHP liydi. Asteğmeniyle Cuma namazlarını hiç kaçırmaz beraber saf tutarlardı. Zaten ağabeyide bu binbaşıya güveniyordu. Çünkü o ne derse öyle olur. Vatan millet düşmanı birisinini öyle bir askeri sır olan bir işe ordu asla müsaade etmezdi. Ve işte bundan sebeb bu torbada keklik gibiydi. Ağabeyi o işi almış gözüyle bakıyordu. Çünkü binbaşının ağabeyine güveni tamdı, ağabeyine hep şöyle dermiş o binbaşı Allah diyenden bu memlekete zarar gelmez, ve ağabeyi namazında niyazında olduğu için pek severmiş. Ama birde 3 Ağustosta kardeşinin Ülkücü şehit olduğu duyunca o binbaşı ağabeyine şöyle demiş teğmenim biz insan sarrafıyız zaten ben biliyordum sizin temiz insanlar olduğunuzu, bu temiz aile birde tertemiz şehit kanıyla süslendi diyerek ağabeyine dahada muhabbetle bakmış. Ama işte kader ağabeyinin yanına gidipte o askeri fabrikayı yapmak kendine nasib olmamıştır. O binbaşı ağabeyinin peşini bırakmadı 1981 yılında mayıs sonu Erzurum’a getirdi o fabrikayı Hüseyin’siz yaptırdı. Ama ağabeyi yalnız olunca çok zorluklar çekti Erzurum’da. Hep dediki ah Hüseyin sağ olaydı ne kadar rahat abi kardeş şu işi yapardık. Neyse şimdi bu iş mevzusunu bırakalımda ailesine bakalım biraz. Sene şu an 2014 Babası Tevfik efendi Alparslan Türkeş Başbuğumuzun vefatından 2 hafta sonra 18 Nisan 1997 yılında hakka yürümüştür. Annesi Kadriye hatunda şuan 84 yaşında olup Antalya’da yaşamaktadır, Ağabeyi Mesut 2 çocuk sahibidir ve bir evladı erkek olup rahmetli amcasının ismini taşımaktadır, oda Hüseyin Bakışlı’dır, diğer evladı kızı olup ismi Hande’dir. Ağabeyide 61 yaşında olup Antalya’da yaşamaktadır. Hüseyin’in kendisinden 4 yaş küçük olan Fevziye isimli kız kardeşide evli 2 çocuk annesi olup oda Antalya’da yaşamaktadır.
Hüseyin olsun ağabeyi Mesut olsun Antalya2daki mahallelerine çok sevilirlerdi, çünkü ikiside efendi terbiyeli ve herkese saygılıydılar. Çok katı bir disiplinle yani tam bir Osmanlı olan bir babadan yetişmiştiler. Babası vefat edeceği gün bile bile adını sayıkladı durdu Hüseyin’in ateşi hiç sönmedi babasının yüreğinde. Zavallı adamın bir gözü hiç görmezdi diğeride glakomdan kayıplıydı ,10 da bir ancak görürdü, azıcık loş bir ortamda hiç göremez kişileri ancak sesinden tanırdı. Hüseyin’i hep özledi çok özledi hep içi yandı 29 sene boyunca yandı durdu. Aklına gelir özlem duyduğu anda mezarına koşar gider yanına oturur hıçkırıklarla ağlardı. Hanımı, Mesut oğlu, hiç kimse teskin edemezdi. Her bayram arafesi mutlaka gider ziyaret ederdi. Yalnız 1994 yılında Hac vazifesini ifa etmek için kutsal toraklara gitmişti Mesut oğluyla, hanımı ve geliniyle. 1994 yılının Kurban bayramı Cuma günü bayram arafesiydi arafattaydı vakfe için,oğlu Mesut’a şöyle demişti Arafatta, Mesut be bu bayram Hüseyin’i ziyarete gidemedik çok üzülüyorum bizi beklemiştir gibi söylemişti. Mesut’ta baba bak burası Arafat meydanı insanların Allah’a en çok yakın olduğu yer hem biz Allah Tealanın misafirleriyiz, hadi buradan dua et şehidimize, hadi buradan seslen evladına. Ey babam vallahi bizim çok iyi çok güzel bir ev sahibimiz var, biz onu çağrısına uyup uzak yollardan buraya geldik ona misafir olduk, ya baba o misafirlerini kırmaz, o misafirlerini üzmez, hem o değilmi Erhamerrahimin, merhamet edenlerin en merhametlisi hadi durma seslen oğluna seslen şehidine vallahi benide yalancı çıkarmaz duyurur sesini evladına demişti ağabeyi babasına. Birde ağabeyi İslami ve şer’i konularda oldukça bilgiliydi şöyle demişti bir gün babasına Mescidi Haramda tamda Hacer-ül esved taşının hizasında. Baba hadi Kabeyi tavaf etmeye niyet et ama bu tavafın oğlun Hüseyin için olsun ona bağışla, hadi baba şehidine niyetle kabeyi tavaf et demiştide ağabeyi. Babasıda göz yaşlarıyla oğluna dua dua ederek Beytullahı tavaf etmişti. Ağabeyide derki kardeşimin amel defterinde muhakkak bir tavaf sevabı olacaktır ben öyle okudum kitaplarda, öyle söylüyor güzeller güzeli Allah Rasulü Salat ve Selam üzerine olsun bize hep güzelliği tavsiye etti ve öğretti. Şimdi o babaki diğer oğlu için bir duada bulunmuştu 1992 yılı haziran ayında. İşte yıl o ayda Şehit Hüseyin’in yeğeni Hüseyin’in sünnet merasimi vardı bir gün öncesi, yeğen Hüseyin’in babası Mesut ne olduğu bilinmez birden fenalaştı yere yığıldı kaldı, hemen Devlet hastahanesine bilaharede Tıp fakültesi hastanesine kaldırıldı bilinci kapalı olarak, birkaç gün içerisinde teşhis konuldu beynin iç kısmında bir damar patlamış, Ve yeğen Hüseyin’in annesine şöyle demişti beyin cerrahı prof Mete hoca kızım kocanın yaşama şansı hiç yok hadi sen evine git orada bekle vefat edince haber veririz gelir cenazesini alırsın. Tabiki bu haber çabuk ulaştı Tevfik babaya. Yukarıda ne demiştik baba Tevfik oğlu için bir dua etmişti evlerinin önünde ‘’ Ya Rabbi Hüseyin’imi aldın bunu bana bağışla’’ evlerinin önünde hemde gözyaşlarıyla. Konu komşu bile duymuştu bu babanın feryadını. Konu komşu duyarda Alemlerin Rabbi duymazmı o acılı babanın duasına hemen icabet ettide, O Prof. Mete hocanın deyimiyle bir mucize oldu Şehit Hüseyin’in ağabeyi hayata döndü . İşte o baba Şehit Hüseyin’in babasının o kadar çok içi yandıki evlat acısından diğer oğluna dua etti Allah sana göstermesin evlat acısı diye. Vefat etmezden bir gün öncede yanına çağırıp, yahu adamcağız ertesi günü vefat edecek nasıl bilebilirki, ama şöyle demişti .Hüseyin’den razıydım hoşnuttum, oğlum Mesut sendende razıyım hoşnutum Allah’ta senden razı olsun, sen götürmeseydin 3 sene önce hacca ben nerden gidebilirdim beni hacı yaptın diye diye sevinerek vefat etmişti Şehit Hüseyin’in babası o kurban bayramı birinci günü 1997 yılı 18 Nisanında. Şimdi ağabeyi İslami konularda bilgili ya eş dost akrabaları hemen sordular. E baban kurban bayramında vefat etti babana bir müjde varmı diye. Oda dediki şu an bu konuda bir bilgim yok ama akşam evde bakacağım El Ehzer ulemasından İmam Cemalettin ES-Suyutinin Alemi berzah kitabına inşallah babam için bir müjde bulurum dedi ve akşamı o kalın kitabı iyice inceledi ve müjdeyide buldu. Kurban bayramında vefat eden Müslüman için bir haber yok ama Cuma gecesi ve gündüzü için müjde var, Ahiret bakımından Şehit muamelesi görüyorlar. Baba sana müjdeler olsun dedi. Hemde kardeşi Hüseyin için. kardeşim Hüseyin sanada iki sefer müjdeler oldun sen hem Allah yolunda can verdin hemde Cuma gecesiydi hakka yürüdüğünde. İnşallah sana iki misli şehitlik verir Allah taala dedi. Zaten o şehitliğin belirtileride dünyadayken görülmüştü.
Şimdi ben ağabeyi olarak bu harikulade olayları anlatmak isterim. Yukarılarda yazmıştım hadise olduğunda ben Erzurumda askerdeydim ve müh. Asteğmendim. İşte o gün yani 3 Ağustos günü Kars vilayetinde görevliydik 3 arkadaş akşam 8 gibi Erzurum’a geldik ordu evine yemeğe gittik ama sebebini bilemiyorum içim daralıyor yerimde duramıyorum nefes almakta bile güçlük çekiyorum, zaten yemektede bir iki lokma boğazımdan geçmedi benmi yemeği yedim yemekmi beni yedi bilmiyorum. arkadaşlara ben bizim lojmana gidiyorum biraz yatıp istirahat edeceğim bilmiyorum içim göğsüm daralıyor ben iyi değilim dedim ve lojmana gelip yattım saat 10 gibiydi zannımca, yol yorgunluğuda var uyuya kalmışım. Bir müddet sonra sırılsıklam ter içerisinde uyandım bir rüya görerek. Rüyamda al bayrağa sarılı bir tabut arkasındada muazzam bir kalabalık gördüm, yerimden kalktım Allahım hayra çıkar dedim ama kafam karmakarışık oldu bir sigara yakıp dışarı çıktım yere oturdum. O binanın birinci katı Askeri mahkeme ve savcılık üst katta teknik daireydi, Ben o rüyanın etkisinde şaşkın şaşkın otururken nöbetçi askerin yaklaştığını bile duymadım. Bana parolanın işaretini söyleyince aklım başıma geldi parolayı söyledim. Asker yaklaştı üzerimdede pijamalar var ama tanıdı komutanım özür dilerim tanıyamadım dedi. Bende sen tanısan bile parolayı sor burası riskli bir yer zaman zaman Ardahan, Göle, Karst’an tutuklu komünisleri getiriyorlardı mahkemeye , zaten o yıllarda 9 kolordu mıntıkasında Erzurum Karsta sıkı yönetim vardı. Ve o nöbetçiler dolu silahla nöbet tutarlardı. Askerler beni çok severlerdi ben onlara komutanları gibi değil ağabeyleri gibi davranırdım. Çocukta sordu merak etmiş komutanım hayırdır dışarıda sigara içiyorsun canını sıkan bir şeymi oldu dedi ama ben bir şey yok hadi sen dolaş hayırlı nöbetler deyip gönderdim. Ama hey Allahım şimdi bu rüya neyin nesi bir manada veremiyorum, ama işte o anda kardeşim şehit olmuş benim haberim yok nereden bilebilirdimki. Neyse bir sigara daha içtim tekrar yatağıma yattım uyumuşum yine gecenin bir vakti kapı çalınma sesiyle uyandım bir asker komutanım komutanım diye sesleniyor, gidip kapıyı açtım nöbetçi asker komutanım Hızır askeri santralından size telefon var önemliymiş dedi. Bende tamam sen görevine dön ben üstümü değişip şimdi bakarım dedim. Bizim teknik daireye çıktım baktım telefon hala açık ahizeyi elime alıp mandalı tıkladım santraldaki asker burası Hızır diye ses verince bende kendimi tanıttım. Ben muhabere asteğmen Mesut Bakışlı deyince, asker komutanım biraz önce Antalya merkez komutanlığından askeri kanaldaldan bir ileti geldi size aktarmam emredildi onu söyleyeceğim dedi bende devam et Hızır seni dinliyorum dedim. asker komutanım sizin Antalyada bir kardeşiniz varmış bir olay olmuş ağır yaralanmış ama muhakkak gelsin diye bana söylediler anlaşıldımı komutanım dedi. Bende tamam anlaşıldı sana hayırlı nöbetler deyip teli kapadım aşağıya indim kafam karmakarışık oldu. Mevzu bahis kardeşim Hüseyin bir olay olmuş ağır yaralanmış ama muhakkak gelmem isteniyor, birkaç saat önce bir rüya görüyorum al bayrağa sarılı bir tabut valla elim ayağım tutuldu kaldı ne yapacağımı bilmiyorum saat sabaha karşı 4 gibi, aşağıya indim, askeri mahkemenin kapısına çöktüm kaldım. Nöbetçi asker çocuk cin gibi zaten orada görev yapanların çoğu lise mezunuydu durumu anlamış komutanım üzücü bir habermi var dedi. Bende bilmiyorum ya bilmiyorum işte bir olay olmuş kardeşim ağır yaralanmış ama muhakkak gitmem isteniyor ya ben şimdi ne yapacağım kafam çatlıyacak valla şimdi 4 saat geçip sabahta olmaz deyince. Asker komutanım yüzünüz bem beyaz olmuş, üzülmeyin inşallah kötü bir şey olmamıştır dedi. Bende inşallah dedim. Sigaran varmı diye sordum komutanım bizim sigara filtresiz dedi ama ver ya 3-4 sene önce filtreli sigaramı vardı dedim, sigarayı yaktım asker komutanım siz şu steni alın ben size bir çay yapayım diyerek makinalı tabancayı elime tutuşturup içeri gitti 15 dakika sonra çaylarla geri döndü, Zavallı çocuk beni teselli etmeye çalışıyor ya yukarıdada yazdım askerlerin hepsi severlerdi beni bazen onları arabamla Pazar günleri pikniğe falan götürürdüm. Neyse o 4 saat geçmek bilmedi ha bire kuruyorum. Sabah oldu bizim binbaşı geldi hemen odasına gidip durumu anlattım. Mesut hiç durma hemen git THY bilet al öğle saat 13 te Ankaraya uçak var dedi, bende hemen gittim bilet almaya ama uçak dolu yer yok çaresiz binbaşının yanına döndüm, komutanım uçakta yer yok ben ne yapacağım şimdi dedim. O ara ayağının altında zil vardı ona basmış kapıdaki posta asker içeri geldi evladım benim cipi hazırlayın dedi banada hadi gel balkım bugün seni ankaraya bir şekilde ulaştıracağım dedi cipe bindik askere oğlum hava meydan komutanlığına askeri hava alanına dedi. Ben bilmiyordum ama binbaşı biliyormuş hergün saat 14 te Erzurumdan Etimesguta kargo uçağı gidiyormuş, Neyse hava alanına geldik hava meydan komutanına tanıştırdı beni. Oda tamam teğmenimizi bu gün Ankaraya uçururuz dedi ben beklemeye başladım ama içim içime sığmıyor, saat 13.30 gibi bir uçak motorlarını çalıştırdı benim beklediğim yerin 200 metre yakınında durdu kapısını açtı askerler bir sürü çuval ve koliler yüklendi, ve o ara bir astsubay yanıma geldi komutanım beni takip edin dedi uçağa girdik hayatımdada ilk defa uçağa biniyorum oda kısmetime dört motorlu pervaneli askeri uçak. Her neyse pilot kabini önünde koltuklar var birine oturdum kemerler bağlandı ve uçak havalandı. Takriben 2- 2.5 saat sonra Etimesgut için alçalıyoruz anonsu verdi pilot ve Etimesgut’a indik bir şekilde yine askeri bir araçla Ankara’ya geldim doğru garaja gittim o an Antalya’ya otobüs yok akşama var ama bilette yok dediler. Bende planımı yaptım hele bir akşam olsun bir otobüse binerim artık taburemi verirler hostes koltuğumu verirler veya arada eşikte bir yerde giderim diye düşündüm, hele bir akşam olsun. Üzerimdeki üniforma her kapıyı açar. Daha 3-4 saat zaman var. Gidip Hüseyin’in eve bir bakayım belki arkadaşlarından bir şeyler öğrenirim dedim , Bahçeli evlerdeki evini biliyorum zaten Mamak muhabere okulundayken 3 ay boyunca her Cumartesi Pazar beraberdik. Bir otobüse atlayp evinin yakınında indim ve evine geldim kapıyı çaldım bir arkadaşı açtı ama bana bir şey söylemedi, evi zaten zemin kattı ben doğru odasına meylettim. Kapıdaki kağıdı görünce içime o an bir ateş düştü dizlerimin üstüne çöküp kaldım kapıdaki kağıtta Şehit odasıdır girilmez yazıyordu gözlerim yaşlarla doldu bir anda, arkadaşları geldiler yanıma abi başın sağolsun falan dediler zaten beni tanıyorlardı 4-5 ay önce hafta sonları gelirdim. Hemen aklıma otobüslerde yer olmadığı geldi abi sen merak etme otobüslerdeki yerleri biz kapattık ondan sana yer yok demişlerdir hele bir akşam olsun hep beraber Antalyaya gideriz dediler ve ertesi gün cumartesi oluyor Antalya’ya indik. Olay olduğunda Annemle babamda ramazanlık Bursa’ya gitmişledi, onlarda Cuma günü sabah gelmişler babam bir taksi kiralamış otobüse falan bakmamışlar. Ben eve girince babam boynuma sarılıp oğlum başın sağ olsun Allah sana ömür versin demişti. Biraz dinlendikten sonra hep beraber Hastahaneye morga gittik Annem çok ısrar etti oğlumu son kez göreyim diye babamda aynı fikirdeydi, zaten araba hastane önüne kadar ilerleyemedi belki 1 – 2 Km yürümek zorunda kaldık binlerce insan yollar kapanmıştı. Neyse biz zor zahmet hastahene önüne geldik bizi Jandarma alay komutanı ile Emniyet müdürü karşıladı ve Emniyet müdürü babama amca ne olur bu kalabalığı tahrik etmeyin asker polis önünü alamayız bu gençler Antalya’yı yakar yıkarlar demişti babamda benim canım yanmış istermiyim başkasınınkide yansın demişti. Ve içeri alındık Annem, Babam, Amcam, Ben, Kızkardeşim vardı görevli dolabı açtı Kardeşimin naaşı olan kızaklı sehpayı içeriden çekti dışarı cıkardı üzerindeki örtüyü açtı. Şimdi dikkat edelim lütfen ben bir şey gördüm kardeşimin alnında amcamda görmüş beni dürterek gösterdi, amca gördüm dedim yavaşça, neydi biliyormusunuz amcamla gördüğümüz alnındaki kan tap taze duruyordu. ALLAHUEKBER. Normal şartlarda vefat eden insanın birkaç saate kalmaz kanı pıhtılaşır donar kalır böyle tap taze olmazki, Hüseyin vefat edeli yaklaşık 36 saat olmuş ama kanı hala taze tekrar ALLAHUEKBER. Neyse hazırlıklar bitti helallık için evine getirildi daha sonra tekrar hastahane önüne getirildi al bayrağa sarılı naaşı ve eller üzerinde tekbirlerle Antalya Paşa Camisine getirildi. Önde kardeşimin al bayrağa sarılı tabutu arkasında binlerce Ülküdaşı hey Allahım bu benim gördüğüm, benim rüyada gördüğüm buydu işte tas tamam buydu ama o gece nerden bilebilirdim o al bayrağa sarılı tabutta kardeşim var. kardeşimim rabbine kavuşmuş bilemedim işte bilemedim. Senelerce benimde içim yandı hep içim yandı, onu çok özledim ama çok özledim. Hüseyincim kardeşim hasretliğin ne zormuş ne kadarda zormuş. Şu an bunları yazmaya çalışıyorum zorlanıyorum oldukçada kuvvetli hafızam var ama o günleri tekrar yaşıyorum gözlerim doldu gözyaşlarım aklaşmış sakallarıma kadar indi şu an saat gecenin 2 si ev halkı yatıp uyudular iyiki uyudular ağladığımı görmesinler. Üzülürler halime onlar üzülsünler istemem. Onlarda korkuyorlar bana bir şey olur diye yukarıda yazmıştım beyin kanamasından mucizevi bir şekilde kurtuldum diye taburcu olurken doktorlar demişti üzülmeyecek sıkılmayacak diye. yine tekrarlarsa bu sefer kurtulamaz demişlerdi. Ayrıca 2012 senesi sonundada kolon kanseri çıktı bende ameliyat edip evime gönderdiler güya erken teşhiş olmuşmuş bakalım bekleyelim göreceğiz. Benim bir endişem yok rabbime gitmekten. Yahu Hz Mevlana dememişmiydi düğün gecesi diye. Düğün gecesi ne olur yahu seven sevdiğine kavuşmazmı. Ben öyle bakıyorum, ölüm yokluk değilki. Hem şöyle der o güzel Nebi (SAV) kişi sevdiğiyle beraberdir mukakkak öyle olacaktır. Yahu ben sevmiyormuyum efendimiz aleyhisselamı, sevmiyormuyum kardeşim Hüseyin’i onlara kavuşacaksam ki öyle olacak niye gam kasvet içinde kalayımki. Neyse biz mevzudan biraz uzaklaştık sanki. Bu ara gözlerimdeki yaşta kurudu. Az evvel boncuk boncuk iniverdi yaşlar gözlerimden. Ne yapayım kardeşimi çok özlüyorum zaman zaman içim yanıyor. Neyse biz devam edelim işte o Cumartesi günü Paşa camisinde öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazıyla ebedi istiratgahı olan kabristanlığa yürüdü kalabalık önde al bayrağa sarılı tabut arkasında Ülküdaşları, ve 1977 yılında şehit edilen Ülküdaşı İmdat Sarıcanın yanına defnedildi. Sonrası evimize döndük boynu bükük mahsun bir halde, ama ben bir türlü kabullenemiyorum, kötü bir rüya bir kabus görüyorum diyorum, ama sonra gerçeği görüp oturup ağlıyorum yapacak hiç bir şey yok. Ve gün akşam oldu, kalabalık dağıldı evde Ankaradan gelen arkadaşları Ülküdaşları var sadece, bir ara annem gelip bana Mesut say bakalım kardeşinin arkadaşları kaç kişi ona göre yemek için servis hazırlıyacağım dedi, ben 2 defa saydım 11 kişiydiler. Ve büyükçe bir yemek masamız var 11 adet tabağınıda ben yerleştirdim. Yemekler yendi zaten hiç biride doğru dürüst bir şeyler yiyemediki herkezin içi yanıyor. Ve gece saat 11 doğru ben anneme yardım ettim 11 adet yatacak yer yaptık. Herkez Allah rahatlık versin diyerek yerine gidip yattı. Ertesi günü Pazar oluyor sabah herkez erkenden uyandı. Gençleri sabah kahvaltısına çağırdık. Onlar kahvaltı yapıyorken annem misafirlerin yattığı yastık çarşaf ve pikeleri toplamaya gitti, az bir zaman geçmiştiki beni çağırdı. Oğlum bak bu yatak bozulmamış, acaba çocuklardan birisi akşam ayrıldımı merak ettim deyince bende kahvaltı yapan gençlere sordum arkadaşlar akşam içinizden biri gittimi diye, onlarda abi yo hepimiz buradayız biz 2 araba 10 kişi geldik diyerek birbirlerini kontrol ettiler eksik kimse yok deyince benim jeton düştü, durumu anneme söyledim anne sen tabakları iyice saydıydın değilmi akşam deyince, oda oğlum yemek takımı 12 kişilik tabağın birisini ayırdım 11 tabağın hepsini sana vermiştim deyince durumu anladım. Bende anne sakın üzülme panikte yapma dün akşamki o 11 inci kişi rahmetli kardeşimdi, arkadaşlarıyla yemeğini yedi ama o yatakta yatmadı. ALLAHUEKBER. Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz hissedemezsiniz.(Bakara 154) . Elimde bol miktarda İslami kitap var onlardan birinde okumuştum, Şehitler canlı insanlar gibi yerler içerler. Zaten ayettede onlara ölüler demeyiniz diye ikazda yokmu.
Bu makamda, Bediüzzaman Hazretleri’nin şu güzel izahını sadeleştirerek naklediyorum: “Dördüncü tabaka-i hayat: Şehitlerin hayatıdır. Kur’an’ın hükmüyle, şehitlerin diğer kabir ehlinin üstünde bir hayat tabakaları vardır. Evet, şehitler dünya hayatlarını hak yolda feda ettikleri için, Cenab-ı Hak kemâl-i kereminden onlara dünya hayatına benzeyen fakat kedersiz ve zahmetsiz bir hayatı, berzah âlemi denilen kabir hayatında ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız, kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, tam bir saadetle lezzet alıyorlar, ölümdeki ayrılığın acısını hissetmiyorlar.
İşte o an annem bir tuhaf oldu acaba oğlum nerede oturdu diye saatlerce o yemek masasına bakmıştı. İşte o bizi büyük üzüntülere sevk eden 3 Ağustos 1978 yılından bugüne 36 yıl geçti ama Hüseyinin hasretliği hep içimizi yaktı durdu, onu defalarca rüyalarımda gördüm ama hep mükemmel bir hallerde. Ne diyelim işte dünya böyle bir yer. Rabbime hep dua ederim derimki Ya Rabbena kardeşimin makamını cennet eyle onu kalleşçe katleden o dinsiz kafir komünistleri ve o komünist zihniyeti kahru perişan eyle.
Şimdi olay olduğunda ben Erzurumdaydım demiştim. Bilahare hadisenin nasıl gerçekleştiğini görgü tanıklarından ve akrabalarımdan işittikleri anlatmaya çalışayım, benim için çok zor bir durum kardeşimin yediği her bir kurşun sanki banada saplanıyor. İşte hadisenin vuku bulduğu o düğün salanunda arkadaşı Süleymanın düğününe gitmeye niyetleniyor. Ama o salonu komünist bir dernek olan Töb-Der işletiyor. Annemle Babam olaydan 10 gün önce Bursaya gitmişlerdi Ramazanlık onlar yoktular. O düğünün olacağı gece amcamlar yakın akrabalar Hüseyin evladım sen bu salona gelme orasının ne olduğu belli diye uyarmışlar. Fakat Hüseyin onların hepsi benim çocukluk arkadaşlarım ben hiç birisine bir kötülük yapmadımki. Ben misafirim bizim töremizde misafir el üstünde tutulur diyerek o salona gitmiş. Velhasıl düğün başlamış ama bir müddet sonra bazı guruplaşmaları amcamlar görmüşler, kardeşimide ikaz etmişler. O düğün salonunu hemen yanında amcamın damadının yazlık bir yeri vardı, işte o yazlıkta amcamın torunu düşmüş başı yarılmış bunun üzerine akrabalar düğünden kalkmışlar kardeşimede hadi Hüseyin gidelim buradan demişler. Kardeşimde tamam amca siz gidin bende birazdan gelirim demiş, ve arkasından salondan dışarı çıkınca 4 veya 5 kişi üzerine saldırmışlar. Olayı görenlerden dinledim. Hüseyin o 4—5 kişinin hakkından gelmiş vurduğunu yere yıkmış ama kalabalık oldukları için hepsinle baş edemem deyip oradan hızla uzaklaşmaya başlamış. Az ileride çöp bidonlarının arkasına 3 silahlı komünist saklanmış, ve Hüseyinin arkasından ateş etmeye başlamışlar. Yani bir yerde şimdiki PKK lılar gibi erkekçe bizim Mehmetçiğin karşısına çıkmayıp kalleşçe ancak arkadan vurdukları gibi. Hüseyinimide sırtından vurmuşlar o ara yere düşmüş, yerde yatarken bile birkaç el daha sıkmışlar. İşte o anda amcam silah seslerini duyunca eyvah Hüseyinim diye olay yerine gelmiş ve hemen bir taksiye koyup hastaneye hareket etmişler. Antalyayı bilenler bilir olay yerinin 2 Km ilerisinde bir varyant var işte tam o varyantı çıkarlarken şahidi amcam 3 kere Allah Allah Allah demiş hastaneye ulaşamadan şahedete ermiş. Zaten hastahenedeki nöbetçi doktorlar yapacak bir şey yok başınız sağ olsun demişler. Hadiseye müteakip polis koftiden biraz arama yapmış faillerinin kaçtığı yöne değilde aksi yöne gitmişler. Olayın üzerine gitmemişler bile.
Katillerinin yakalanması şöyle olmuş: O sene evimizin alt katında İzmir alaçatılı bir aile kiracımızdı. Genelde ev sahibi kiracı pek anlaşamaz ama bu aile çok iyi birileriymiş. Bizimkilerle çokta iyi anlaşıyorlarmış. Ama kiracımız olan o zat Antalya Emniyet müdürlüğünde Narkotik şube müdürüymüş ve Hüseyini çokta severmiş. Onun işi olmamasına rağmen olayın üzerine gitmeye başlamış soruşturmaya başlamış, ve bilahare o seneki emniyet müdürü tarafından ikaz edilmiş Yılmaz sen kendi işine bak o olay cinayet masasının işi narkotiğin değil demiş. Demiş ama bir gece şimdi o zat benim eniştem oluyor çünki 1980 de yeğeniyle evlendim. İşte enişte bir gece nöbetçiyken sokakta afiş yapıştıran sol görüşlü, ya ne sol görüşlüsü resmen komünist işte bir gurubu polisler yakalamışlar ama üzerlerinde silahta varmış ve emniyete getirmişler bizim Yılmaz eniştenin nöbetçi olduğu gece. Bu ara demiştim ya enişte olayın üzerine gitmiş kendi branşı olmadığı halde diye. Düğün sahiplerinden tüm fotoğrafları almışlar emniyetteymiş. O enişte anlattı tek tek içeriye aldım onları düğündeki fotorafları gösterdim bu fotorafta kimi tanıyorsun diye sormuş. Bir tanesi fotoraftaki kardeşimin resmini gösterip bunu tanıyorum deyince onu diğerlerinden izole edip sabaha kadar dövmüşler emniyete, nerden tanıyon nasıl tanıyon diye. sabah karşıda dili çözülmüş ötmüş katilleri tek tek saymış tanıyormuş Hüseyini şehit edenleri. Ve bizim Yılmaz enişte katillerden birini İstanbulda yakalayıp getiriyor Antalyaya, bilahere diğerinide Manavgatta yakalıyor. Tabii bu durum emniyette duyuluyor. Ve bizim Yılmaz eniştenin acele tayini çıkıyor Eskişehire. Daha sonra diğer üçüncüde yakalanmış suçlarınıda itiraf etmişler. Bir müddet mahkemeleri sürdü ama öyle ağır bir cezada yemediler babamdan duyduğum. Her biri 12 sene ceza almış. Bu bunların dünyadaki cezaları ama mahkeme daha bitmedi. Birde onun temyizi var Mahkemeyi-Kübrada. Benim okuduğum kuran Nisa suresinde cezaları belli Muhallet Cehennem der Allah Taala yani ebedi ateş yurdu.
Birazda o polis aileye nasıl damat oldum ondan bahsediyim. Ben 1976 yılı ekim ayında okulumu bitirip İstanbuldan Antalyaya döndüm. Baktım bizim alt katta yeni kiracılar var tanıştım valla çok konuşkan efendi birileri. Hanımefendi kayınvalidemin kızkardeşi oluyor şuan. Ben askere giderken o aile hala kiracımızdı. Geçen 14 ay zarfında benide iyice tanımışlardı. İşte zaten ben askerdeyken olay vuku vurdu ve Narkotikçi Yılmaz Eskişehire tayin edildi failleri buldu diye. Ama bizim evden taşınmadan evvelde anneme bahsetmiş teğzesi, demişki Kadriye abla Mesut çok efendi terbiyeli bir çocuk benimde Alaçatıda ablamın bir kızı var oldukça güzel hanım bir kız, ama bizim orası yani Alaçatı kısmı azamisi sarhoş alkolik bu kıza yazık olmasın hemde yetim ne olur elinden tutun diye anneme söylemiş. Ben 1979 senesi mayıs sonu terhis oldum, Antalyaya geldim zaten askerlik önceside Belediyede müh. Olarak çalışıyordum ve tekrar aynı görevime başladım. Bu ara annemle kız kardeşim bir telefon trafiği yapıyorlar ya ben pek umursamadım. Ve 1979 Haziranın 26 sı gibi ağızlarındaki baklayı çıkardılar daireden 3-5 gün izin al sana birini bakmaya İzmir Alçatıya gideceğiz dediler. Bende ya anne baba benim şu an evlenmeye hiç niyetim yok dediysemde emrivaki yola çıktık. Yoldada kafamdan planımı yaptım kızı göreceğim beğenmedim diyeceğim ve geri döneceğiz. Yaşım 61 oldu ben bu yaşıma evdeki hesabın pazara uyduğunu hiç görmedim işte 35 sene evvelde aynısı olmuştu. Beğenmeyip geri döneceğiz diye yola çıktığım kızı 3-5 dakika gördüm sırıl sıklam aşık oldum yamuldum kaldım. O akşam istedik, zaten bizi ve beni tanıyorlar soralım diyecek halleride yoktu ve verdiler. Ertesi günüde nişanlandık. 11 ay sonrada düğünümüz oldu, geçtiğimiz mayıs aynın 24 dünde 34 seneyi doldurduk ben onu hala ilk günkü gibi çokça severim hep dua ederim Hanım ben senden hoşnutum razıyım Allahta hoşnut olsun razı olsun diye. Oğlum Hüseyinin isminide zaten kendisi koydu. O yıllarda hamile annenin doğuracağı bebeğin cinsiyeti bilinemiyordu. Genelde deneme yanılma annenin yediği içtiği hal ve hareketleri ile cinsiyet tahmini yapılıyordu ve bizim bebek için kız denmişti hatta doğumu yaptıran o yıllarda Erzurum araştırma hastanesinde bir bayan doçent bile bebeğiniz kız demişti. Ve doğum zamanı yaklaştı biz bebeğin ismini bile seçmiş kıyafetlerini bile almıştık hepsi pembeydi. Ve 9 temmuz Perşembe gecesi doğum için hastaneye gittik 3-5 saat beklemeden sonra kapıda bir hemşire ile kayınvalidem gözüktü. Hemşire diyorki beyefendi oğlunuz oldu, kayın validemde Hüseyin dünyaya geldi ben şaşırdım kaldım tabii. Ama dünyalar benim olmuştu. Doğum gerçekleşince eşime sormuşlar oğlunuz oldu kayıt defterine işleyeceğiz adını ne koyacaksınız diye. Oda hiç tereddüt bile etmeden Hüseyin koydum demiş. Bu sefer babası bir şey demesin diye bir ikazda bulununca hemşreler, hayır itiraz etmez hatta sevincinden havalara bile uçar çünki Hüseyin rahmetli kardeşinin ismi deyince deftere işlemişler Hüseyin ismini. Doğumda Antalya’dan annemle babamda gelmişlerdi Erzurum’a ben hemen eve gidip müjdeyi vermiştim ama babam ne kadar çok sevinmişti Allahım bizden bir Hüseyin aldın başka bir Hüseyin verdin diye. Ve seneler çok çabuk geçti şimdi o yeğen Hüseyin 30 yaşında Allah ona ömür versin.
Allah’ın rahmeti üstüne ve tüm şehitlerimizin üstüne olsun..
Ülkücü Şehit Hüseyin Bakışlı’nın Ağabeyi Mesut Bakışlı